30 Aralık 2012 Pazar

Taraftar Grupları

Futbolu futbol yapan şey sadece sahada ki oynanan futbol değil veya sözleşmesi gereği milyon dolarlar kazanan oyuncular da. Onlar sadece bu işin figüranlarıdır, piyonları. Futbolun asıl sahipleri ise her hafta harçlığından kenara koyup, bilet almak için uğraşan taraftarlarıdır. Her hafta hayatta ki en büyük aşkını görebilmek için uğraşanlardır. Deplasman cefasını yaşayanlardır futbolu güzelleştirenler. (Maalesef sadece bir kere gittim deplasmana. Öğrenci olmanın kötü yanları. Her şeyi para olanlar utansın.)

Bazı tribünler çok özeldir. Onlardan bazılar geliyor şimdi...

LA DOCE (BOCA JUNİORS)

İdam'dan dakikalar önce bir Boca taraftarı: "Beni River bayrağına sarıp gömün. Bizimkiler karşı taraftan biri öldü diye sevinir bari."

THE KOP (LİVERPOOL)

"We are not English, We are Scouser!"

FOSSA DEI LEONI (MİLAN)

 "Onlardan nefret ediyordum. Ama San Siro'da onlarsız bir maç izlemek artık eskisi kadar keyifli olmayacak. Bunu söyleyeceğimi hiç düşünmemiştim ama sanırım onları özleyeceğim."

Bunlar sadece 3 tanesi. Barcelona, Livorno, Celtic, Newcastle, Lech Poznan, PAOK, Pana, Oly... diye uzar gider liste. 

Bunları asıl yazmamın sebebi de yeni gelecek olan E-Bilet sistemi. Tribün kültürünün tamamen öleceği, insanları fişlemek için yapılan yeni olaylardan biri. Bu sistemde sahaya madde atan kişi hemen bulunup polisler tarafından işkence edilmeye götürülecek. Sonumuz belki de o Sunderland taraftarı gibi olacak. Ayağa kalktığımız için kombine iptali. Gerçi deplasman yasağı olan bir ülkeden de başka bir şey beklemek hayalcilik olur. Gene de unutmasınlar bazı şeyleri: YILDIRAMAYACAKSINIZ!





22 Aralık 2012 Cumartesi

Efsaneler #1


"Juventus 10 numaralı formayı benim için kaldırmasın. Alt yapıdan gelen oyuncular, 10 numaralı formayı giyme hayaliyle oynasınlar."

Sen her golden sonra dilini çıkarmaya devam et, biz seni hep izleriz...

20 Aralık 2012 Perşembe

Al-Emir

Bir kaç gün önce kalecinin serbest vuruş kullanırken az kalsın kendi kalesine gol atacağını izledik. Gerçi bizim Olimpiyat stadında maç izleyenler alışıktır öyle bir görüntüye. Aut kullanırsın ve top bir yerden sonra geri gelmeye başlar. Bu video da çok güzel. Eleman penaltıyı kullanırken kaleciyi çok iyi yatırmış ama topu köşeye bırakamamış işte... 


19 Aralık 2012 Çarşamba

Rookie Ladder #1

NBA'de 2.5 ay geride kalmışken ilk çaylak değerlendirmemi yapayım dedim. Hepimiz bilgilenelim yani, değil mi? 

#1 Damian Lillard

Sezon İstatistikleri: Maç başına 37.0 dakika - 18.8 sayı - 6.3 asist - 3.3 rib. - 1.1 top ç. - 3.0 top k.

Sezona en harika girişi Lillard yaptı. Daha ilk maçında kimsenin beklemediği kadar iyi oynadı, aynı şekilde takımını da çok iyi oynattı. Weber State gibi çoğu kişinin bilmediği bir okulda diğer çaylaklara göre daha çok sene geçirdi ve bunun sayesinde çok diğerlerine göre daha büyük bir tecrübeye sahip. Bunun yanında kendine öz güveni de yüksek Lillard'ın. Portland gibi yeniden yapılanan bir takıma cuk diye oturdu desek yeridir. LaMarcus Aldridge ile beraber sezonun izlemesi en keyifli ikililerinden biri. Tabi Batum'u da unutmayalım! 



#2 Michael Kidd-Gilchrist

Sezon İstatistikleri: Maç başına 27.6 dakika - 10.5 sayı - 6.3 ribaund - 1.8 asist 1.4 blok

Geçen sezonun en kötü takımına geldi Gilchrist. Çoğu kişi onun 2.sıradan seçilmesini beklemiyordu aslında. Ama Jordan draft sürprizi olarak Gilschrist'i seçti. Benim nazarımda çokta iyi oyuncu izlenimi verdi şu ana kadar. Bobcats'in 7-5 ile başlamasında ki en büyük pay sahiplerinden biriydi. Her işi yapmaya çalışıyor ve bu onun en çok sevilen yönü. Savunma ve hücum da verdiği katkılar yadsınamaz. Bu senenin belki en güzel hikayelerinden biri olmayacaktır ama izlemesi zevk veren çaylaklardan...


#3 Alexey Shved

Sezon İstatistikleri: Maç başına 26.6 dakika - 10.6 sayı - 2.5 ribaund - 4.0 asist

Çoğu Amerikalı Shved'in NBA için fiziki bakımından gelişmesi gerektiğini düşünüyordu. Fakat onu CSKA'da izleyenler de bilir. Shved Avrupa basketboluna göre atletik bir oyuncu zaten. Bu atletikliği sayesinde beklenenden daha çabuk katkı yaptı Timberwolves'a. Özellikle Love ve Rubio yokken takımı hücumda çok iyi komite etti. Genellikle SG pozisyonunda oynamasına rağmen PG özelliklerini daha ön plana çıkardı. Yaptığı asist katkısı da bunu gösterir nitelikte. Kendisini diğer çaylaklara göre daha fazla izledim, hatta neredeyse her maçını izledim. Saha içinde ki rahatlığı ve kendine güveni onun için çok büyük artı. Savunma da aksayabiliyor arada. Özellikle de Wade gibi oyunculara karşı büyük sorunlar yaşayacaktır. Onun için de ya fiziğini ya da beynini geliştirmeli...



#4 Dion Waiters

Sezon İstatistikleri: Maç başına 32.0 dakika - 15.2 sayı - 3.4 asist - 2.3 ribaund 

LeBron sonrası yeniden yapılanan Cleveland'ın Batman'in yanına getirdiği Robin. Kyrie yokken daha çok sayı atmaya yönelik oyunu vardı Waiters'ın ki herkesin de beklediği buydu zaten. Kyrie döndükten sonra sadece sayı atmıyor, asist de yapıyor artık. Son 3 maçta ki asist ortalaması 7.0! Zaten 4.sıradan draft edilmişti. Bizde ayırmayalım onu bu sıradan...



#5 Kyle Singler

Sezon İstatistikleri: Maç başına 28.4 dakika - 9.2 sayı - 3.6 ribaund - 1.0 asist

Aslında Singler 2012 sınıfının değil 2011 sınıfının parçası. Hani Kyrie hariç hiç bir üst düzey oyuncunun olmadığı sınıfın. Ve o draftta 33. sıradan seçildi Singler. Geçen seneyi İspanya'da geçirdi. Bu sene ise mükemmel saçma bir takımda çok iyi çıkış yakaladı. Detroit'te Monroe gibi izlemesi büyük keyif bir Center, Drummond gibi iyi bir çaylak ve Knigt gibi fena olmayan bir oyun kurucu var. Tabi bir de Stuckey amk. Kadro iyi ama çok dağınık oynadıkları da kesin. Singler böyle bir takımda çok iyi çıkış yakaladı ve bence ilk 5'e girmeyi hakketti...



Yılın Şanssızı, maalesef Anthony Davis. Sınıfın en iyisiydi. Savunma konusunda uzman olduğunu herkes biliyor ama o hücumda da çok iyi başlamıştı. Fakat sakatlıklar peşini bırakmadı. Gene de bu Lillard ile birlikte ROY için en büyük aday. 

En iyi ilk 5: Lillard - Shved - Kidd-Gilchrist - Anthony Davis - Valanciunas

Bir başka Rookie Ladder'de görüşmek üzere...





16 Aralık 2012 Pazar

Return Of The Rubio!

Geçen sene çok ağır sakatlık yaşamıştı Rubio. Lakers maçında aslında onu hiç zorlamaması gerekn pozisyonda yerde kalmıştı ve maalesef 9 ay oynayamadı. Onunla iken Play Off potasında olan takım o gittikten sonra maalesef giremedi o potaya. Bu sene ise gece oynanan Dallas maçıyla parkelere geri döndü ve gerçekten mükemmel döndü. Pas araları, bacak arasından attığı paslar, çengel paslar vs. Bir pozisyonda Fisher üstüne düşünce içime doğru sıçtım ya, neyse. 9 aylık aradan sonra oynadığı ilk maçta 8 sayı ve 9 asistlik katkı verdi. Ama Derrick Williams'ın asiste çeviremediği iki tane pası var ki... O an maçı izleyen taraflı tarafsız herken Williams'a küfretti Twitter'da. Tabi Target Center'da da şölen vardı. Rubio oyuna girerken, şut atarken, asist yaparaken... Kısaca top ne zaman eline gelse mükemmel destek vardı arkasında. Hatta Garnett snrası seyircileri bu kadar heyecanlandıran ilk oyuncu. (Evet, Love değil!) Dallas karşısında yaptıklarının videosu var. Buyrun izleyin ilk önce: 


Şurada da mükemmel bacak arası pası var. Tık! Derrick Williams'a yaptığı asistleri maalesef bulamadım Youtube'de. Bulan varsa beri gelsin. Williams o ikisini harcamasa Top Ten'e kafadan iki asist sokmuştu Rubio. Neyse, zaten takımda yeri yok o dingilin.

"NBA Guru'nun söylediği gibi: Rubio, Nowitzki, Nash, Granger ve tabi ki Rose dönünce NBA daha güzel bir hal alacak."

14 Aralık 2012 Cuma

Warrior

Bildiğiniz gibi Warrior markası sene başında Liverpool'un forma sponsoru olmuştu. Diğer spor dallarında çok başarılı olmuşlardı zaten. Formalar da ayrı bir güzel sanki... Neyse, Warrior Anfield'da geçen bir reklam çekmiş. Reklam da duvarı boyayıp efsanelerin resimlerini yapıştırıyorlar. Şahsen ben çok beğendim. Buyrun sizde izleyin:


12 Aralık 2012 Çarşamba

Ronaldinho-Iniesta

Birisi tarihte en sevdiğim 3-4 oyuncudan biri. Diğeri şu an ki Barcelona'da ki en çok sevdiğim oyuncu...



Kim özlemedi ki Ronaldinho'lu Barcelona'yı?



11 Aralık 2012 Salı

Mock Draft 2013: Nerlens Noel

NCAA'i bu sene hazır Digiturk almışken izleyeyim diyorum geceleri. NBA maçları da hafta da iki gün olduğu için NCAA cuk oturdu gecelerime. Şu ana kadar 10'a yakın maç izledim. Son derece iyi bir scout değilim. E zaten maçlarda pek savunma yok belli başlı oyuncular hariç. O yüzden pekte bok anlamadım aslında. Ama bir kaç tane oyuncu hakkında araştırmalar, maçları izlerken sadece o oyunculara konsantre oldum ve 2013 için ilk 5'i çıkarmaya karar verdim. Bunlar benim tercihlerimdir. "March Maddness" başlayınca ortalık daha fazla şenlenir tabi ki. Teker teker tanıtarak ilerleyeceğim. İlk olarak Nerlens Noel...

#1 Nerlens Noel PF/C: Aslında ilk sırayı %99 Cody Zeller alacaktır. Ama bu sene ki favori oyuncum Noel ve onu ilk sıraya koymak istedim. Çok iyi atletik ve mükemmel savunmacı. Yaklaşık 2 metre 10 santim boyu var kendisinin ve 102 kilo. 94 doğumlu bir oyuncu için gayet iyi beden ölçüleri var. Tabi NBA için biraz daha kalıp yapması lazım. 



Hücuma gelirsek pekte üst düzey olduğunu söyleyemem. Yeterli seviyede mi peki? Bence hayır. NCAA'de geride kalan 9 maçta 11.1 sayı ortalaması, 9 da ribaund ortalaması var. Onu normal pota altı oyuncularından ayıran özelliği top çalma oranının 2.7 olması. 3.6 da blok ortalaması var. Şu an sayı konusunda çok dengesiz görünüyor. Mesela bir maçta 19 sayı atabiliyorken diğer maçta şutlarının neredeyse tamamını kaçırıp 4 sayıda kalıyor. Belki de bu yüzden ona yeni "Marcus Camby" sıfatı yakıştırıldı. NBA'de 5 numara oynamak istiyorsa güçlenmeli. 4 numara oynamak istiyorsa da Mid-Range kasmalı. Muhtemelen 5 oynayacaktır ve bu yüzden fiziksel gelişimi çok önemli. Bunların yanında pek iyi bir sırtı dönük oyunu da yok şu anlık. Ama daha sezonun başındayız ve bunlar 18 yaşında ki bir oyuncu için geliştirilemeyecek şeyler değil. Umarım kendisi de düşündüğüm kadarıyla başarılı olur. (Gerçi ben seviyorsam kesin sakatlanır bu eleman. Bknz: Minnesota Timberwolves)

Son olarak videolarını da ekleyip bitireyim ilk tanıtımı. Sırada büyük ihtimal Cody Zeller...






10 Aralık 2012 Pazartesi

Gerd Messi!

Şu sıralar moda böyle alengirli başlıklar. Bende deneyeyim bari dedim de beceremedim galiba pek, neyse. 

Konumuz Messi. Bir yıl içinde atılan en çok gol rekorunu kırdı Betis karşısında. Hiç olayın bok atma kısmına girmeden keyfine bakıyorum ben. (Twitter'da gördüm. Yok Gerd Müller penaltı kullanmamış, yok daha az oynamış falan. Bir susun amk.) Benim gördüğüm en iyi oyuncu. Belki de tarihin gördüğü... Bu sene attığı 86 golün videosunu hazırlamışlar. Bende keyifle izledim. Buyrun sizlerde izleyin:


5 Aralık 2012 Çarşamba

Thunder Playbook'undan Bir Oyun

Maç içinde ki hücum organizasyonlarını en iyi anlatan adamlardan Jared Dubin, bu sefer de Thunder için bir oyundan bahsetmiş. Dün de Brooklyn karşısında aynı oyunu oynadılar zaten.

İlk Adım: 
Durant topu yarı sahaya geçiriyor ve yüksek postta topu Perkins'e veriyor.


İkinci Adım:
Durant pası verdikten sonra köşede ki Westbrook'a perdeleme yapmaya gidiyor. Perkins'de topu perdeden çıkan Westbrook'a veriyor.


Üçüncü Adım: 
Westbrook'un önü boş kalıyor. Böyle olunca da pota altında ki Ibaka'nın savunmasında ki oyuncu Westbrook'un önünü kapatmaya gidiyor ve Ibaka boşta kalıyor.


Son Adım: 
Son olarakta Westbrook topu boş olan Ibaka'ya indiriyor ve sayı. Oyun dünkü maçta böyle oynanmış:


4 Aralık 2012 Salı

Lucien Favre ve Mentalitesi



Favre'yi herkes bilir şu sıralar. Mönchegladbach da genç bir kadro oluşturdu ve geçen sene bunun meyvelerini aldı. O kadronun en önemli oyuncusu Reus'u kaybetti ama yerinde de transferler yaptı ve gerçekten göze çok hoş gelen futbol oynatıyor olduğu takıma.

Zürich ve Hertha Berlin'de ki ilk senelerinde takımı yeniden yapılandırmış, ikinci senesinde ise bu iki takım da Favre'nin istediği futbolu oynamaya başladı. Hızlı, akıcı, bol paslar, üçgen kurarak hücuma çıkmalar... 

Favre Herha Berlin'den kovulduktan sonra (Takımı kötü oynatmasından değil, Hertha yönetiminin mal mal adımlar atmasının kurbanı oldu.) 2011'de 14 Şubat'ta Mönche'nin başına geldi. Geldiğinde takım 16 puan ile son sıradayken, 12 hafta sonunda takımı 16. sıraya kadar taşıdı ve ligde tuttu. Geçen sene ise neler yaptıklarını hepimiz biliyoruz...

Favre'nin diğer özelliği ise gençlerle çok iyi anlaşmasıdır. Zürich döneminde Dzemali, Gökhan İnler, Gygax gibi oyuncular; Mönche'de Reus, Dante, Xhaka vs. 1999, 2001, 2006 ve 2007'de İsviçre de; 2008-2009 senesinde ise Almanya'da yılın en iyi teknik direktörü seçildi. 

Tabi asıl anlatmak istediğim onun "Total Futbol" sistemi. Bunun için Youtube'de videolar var. Ben en çok beğendiğimi koymak istedim buraya. İyi seyirler...


1 Aralık 2012 Cumartesi

NBA'de Geceden Haberler #1




    • Marc Gasol bu sezon ki ilk double-double'ını yaptı. 17/11
    • Lakers bir maçta attığı en çok üçlük rekorunu egale etti.Tam 17 tane üçlük attılar. Peki rekoru egale eden üçlüğü kim attı? Howard! Tabi Howard üçlüğü atınca Bynum'la da bayağı taşşak geçildi. 3 sayılık basket için tıklattırın.
    • Lakers ilk yarıda 71 sayı attı. (Evet, geçen maç Indiana'ya 77 satı atmışlardı toplam!) Bu 71 sayı 2010 Kasım ayından beri bir yarıda atılan en yüksek sayı.
    • Russell Westbrook 23 sayı, 13 ribaund, 8 asist ve 7 top çalmayla oynadı. (God Mode) NBA tarihinde bir ilk bu istatistikler. Tabi yanına da 8 top kaybı ekledi.
    • Larry Sanders kariyerinin ilk triple-double'ını yaptı. 10 sayı, 13 ribaund 10 blok. Bucks tarihinde 10 blok yapan ikinci oyuncu oldu. İlki kim peki? Evet doğru tahmin: Kareem!
    • Carmelo Anthony son 15 maçın 14'ünde 20+ sayı attı. NYK formasıyla bunu son yapan oyuncu 25 sene önce Ewing.
    • NYK 1992'den beri en iyi sezon başlangıcını yaptı. (6-0) 1992 sezonunu 60 galibiyet ile tamamlamışlardı.
    • Anderson Varejao bu sezon 7 maçta 10+ sayı, 15+ ribaund (En az 5 tanesi ofansif olmak üzere) rakamlarına ulaştı. Bunu son yapabilen oyuncu Moses Malone.
    • Enes Kanter kendi sayı rekorunu kırdı OKC karşısında 18 ile. Yanına 7 tane de ofansif ribaund ekledi.
    • Sanırım başka da bir şey olmadı bugün.


    30 Kasım 2012 Cuma

    Memphis Grizzles





    Hepimiz bütün spor dallarında sürprizleri çok severiz. 2004'de ki Detroit şampiyonluğu veya geçen sene Los Angeles Clippers'ın bu yazının konuğu olacak Grizzles karşısında ki 29 sayıdan geri dönüşü... Benim gibi böyle olayların olmasını isteyen "Romantizm akımı insanları" Memphis takımını da çok sever.

    Memphis daha 6-7 sene önce tüm ligi sonuncu tamamlamıştı. Peki nasıl bu kadar izlemesi keyifli bir takıma dönüştüler? Memphis NBA'in yeni Spurs'u olabilecek mi? (Evet buna bende inanmıyorum. Parçalar iyi olabilir ama Zach Randolph asla Duncan olmadı, olamaz.) 

    Şimdi şuradan başlayalım. Memphis, Minnesota gibi takımlar hiç bir zaman büyük pazar takımı olmadı. Cap Spacelerin de yer olsa bile LeBron, Kobe gibi yıldızlar buraya gelmek istemez. Böyle adamları senin drafttan seçmen gerekli. (Minnesota-Garnett gibi.) O yüzden çok iyi bir takım kimyası oluşturulmalı bu durumlar için. Şu konuda anlaşalım, Memphis hiçbir zaman yönetim bazında iyi yönetilen bir takım olmadı. Pau Gasol takası buna en büyük örnek. Şimdiki zamanda bakınca takasta win-win durumu var aslında. Hatta Memphis daha fazla artıya sahip. Ama o zaman hiç kimse Marc Gasol'un bir Pau olamayacağını söylerken; son iki senedir neredeyse herkes Marc daha iyi diyor.


    O takastan sonra Memphis yavaş yavaş yukarıya doğru adım atmaya başladı. Takımın başında ki koç Hollins NBA'de ki en iyi 5-6 koçtan biri. Oyuncu yönetiminde ise Popovich'le beraber zirveyi zorlar herhalde. Bu kadar emin olmamın sebebi ise ortada: Takımın yıldızı Zach Randolph. Zach'in oyunculuk tarihini NBA'i yakından takip eden herkes bilir. Portland "Jail" Blazers dönemini biraz araştırıp daha fazla şey de öğrenebilirsiniz. O Zach Randolph şu an bu takımın en büyük skoreri, ve yıldızı. Marc Gasol ise Centerlar arasında ki en iyi pasör. (Hatta çoğu guarddan bile iyi pasör olabilir. Bu seneki asist ortalaması 4.8!) Yan parçalar da ise hala birçoklarına göre en iyi dış savunmacı olan Tony Allen, elit oyun kurucular arasında olan Conley ve tabi ki Zach ile birlikte takımın sürükleyicisi Rudy Gay.

    Memphis Play Offlara katıldığı her sene 4-0 ile elenmişti. Ta ki 3 sene önceye kadar. O sene Play Off'a son sıradan kaldılar ve birinci sıradan giren Spurs'u darmadağın ederek elediler. ( Bunu yapan 2. takım. İlki ise 2006'da finale kalıp 2007'in NBA'in en çok galibiyet alan takımı Dallas'ı eleyen Golden State.) 2.Turda ise OKC'ye 7 maç sonunda elendiler ama bu onların önemli olan adımı atmasını sağlamıştı. Asıl önemli olan ise bunları Rudy Gay olmadan yaptılar.

    Geçen sene gene çok iyi girmişlerdi sezona. 4.Sıradan Play Off yaptılar ama bu sefer de Zach Randolph sakatlanmıştı. Sakatlıktan yeni dönmesine rağmen etkisini hissettiremedi pek. E tabi ilk maçta Los Angeles Clippers 29 sayıdan maçı çevirince psikolojik avantajlarını da kaybettiler ve 7 maç sonunda elendiler.

    Bu sene ise artık her şey yolunda. Şu ana kadar büyük bir sakatlık problemleri yok. Sezona 10-3 başladılar ve Gay-Randolph ikilisi gerçekten çok iyi oturdu birbirine. Bu sene takım kimyasının en iyi oturduğu sene; Öyle ki Conley kariyerinin en yüksek asist ortalamasına (6.5), en çok üçlük attığı ve en isabetli şut attığı yılını yaşıyor. En önemlisi de Marc Gasol ile mükemmel PnR oynuyorlar. (Yeni Stockton-Malone? Tamam bence de çok zor ama bu hallerini de çoğu takım durduramıyor zaten.) 

    Bu sene ligin en iyi takımlarını rahatlıkla dize getirdiler. Miami, Lakers, New York gibi takımları maçları domine ederek yendiler. Hücumları bu kadar iyiyken savunmaları nasıl peki? O da mükemmel! Ligde ki en iyi baskı kuran ön alan ikilisi, uzun kollarıyla Gay ve arka alanda kalıplı, dirençli uzunlar. Bu sene ki asıl farkı yaratan tabi ki hücumları ama savunmayı da es geçmemek lazım. Geçen sene pozisyon başına sayı üretmede 20. sıradalardı. Bu sene ise 5! Hücumlarında ki en büyük eksik üç sayı yüzdeleriydi. Bu sene de onu da geliştirdiler. Daha ne olsun! 

    Takım oyunun şampiyon olabildiğini bize son gösteren takım Detroit'ti. Umarım Memphis de yeni Detroit'imiz olur ve mükemmel takım oyunuyla şampiyonluk veya şampiyonluklar görebilirler. NBA'in ve tabi ki biz seyircilerin böyle sürprizlere ihtiyacı var...



    18 Mart 2012 Pazar

    Steve Nash ve Yarattığı Oyuncular



    NBA’in kuşkusuz gelmiş geçmiş en iyi oyun kurucularından biridir Steve Nash. 1974 yılında Güney Afrika da dünyaya gelen oyuncu Amerika da basketbol oynamaya Santa Clara kolejinde başladı. (Ki Nash’i, Santa Clara kolejinden önce Duke, Arizona gibi en iyi kolejlerden bazıları istemişti.) Burada ki ilk yılında MVP ödülünü kazanan Nash’in ortalamaları birkaç sene içerisinde bayağı gelişti. 1994-95 sezonunda zirveye ulaşan oyun kurucu maç başına 20.9 sayı 6.4 asist ve %45.4 üçlük isabeti ile oynadı. 1996 yılında NBA’e katılan oyuncu tarihin belki de en önemli 2-3 draftın birinden, yani 1996 yılında ki drafttan 15. Sıradan Phoenix Suns tarafından draft edildi.

    Bu yazıda asıl anlatmak istediğim konu ise Nash’in yeniden yarattığı, NBA’e kazandırdığı oyuncular. Phoenix’te ki en iyi sezonların da Leandre Barbosa gibi aslında yetenekleri sınırlı bir oyuncunun “En İyi 6. Oyuncu” ödülünü kazanmasın da büyük pay sahibi oldu. Aynı şekilde Boris Diaw’a da “En Çok Gelişme Kaydeden Oyuncu” ödülünü aldırdı. Nash’in maharetleri bunlarla da bitmiyor. Şu an 38 yaşında bulunan oyuncu 2010 yılında takıma katılan Polonyalı oyuncu Gortat’a da büyük katkıda bulunmuştur. Basketbol hayatının en iyi dönemlerini burada geçiren oyuncu için Nash çok büyük bir şans…

    Steve Nash’in en çok öne çıkan özelliği ise pasları. Bilindiği gibi olağanüstü oyun görüşüne sahip oyuncu paslarıyla herkesi büyülüyor 17 senedir. Şu ana kadar 5 kez asist kralı olan oyuncunun 2 de MVP ödülü bulunuyor. En son 1 Mart 2012 de ki Minnesota karşılaşmasında 7 asist yapmıştır ki bu karşı takımın toplam asist sayısından 3 fazla. Bu sene Nash gene asist krallığında birinci üstelik etrafında ilk defa bu kadar sınırlı yetenekleri olan oyuncular olmasına rağmen.

    Bu video da Steve Nash’in TOP 10 Kariyer Asistlerini bulucaksınız:



    38 yaşında ki oyuncu NBA’e geldiği ilk iki sene çok az süre almıştı. Seyirciler tarafından yuhalandı. Ne zaman Dallas’a geldi Nash, o zaman ne kadar büyük oyuncu olduğunu gösterdi. Basketbol hayatında şampiyonluk yaşamayan efsanelerden biridir Nash. Ve bu yaşa gelmesine rağmen hakkında şu sıralar takas dedikoduları var. Özellikle Portland ile anılan oyuncunun bu takas hakkında ki demeci de şu şekilde: “Portland müthiş bir şehir.. Çok iyi bir takımlar, muazzam seyircileri var ve ligin en iyi organizasyonlarından birisi durumundalar. Bu çok karışık bir durum. " dedi.

    Belki de basketbol hayatının son yıllarını yaşayan efsane, seneye şampiyonluk adayı bir takıma gidip, son kez denemek ister. Ne diyelim, umarım o yüzüğü alırsın yaşayan efsane…

    19 Şubat 2012 Pazar

    Bir Damalı Hikaye…



    Boavista 1 Ağustos 1903’te Porto şehrinde kuruldu. Porto şehrinin iki takımından biri olan Boavista’nın renkleri siyah beyazdır. (Ki hem 1903te kurulmuş olması, hem de renklerinin siyah beyaz olması ülkemizde Beşiktaş taraftarlarının ilgisini çeker.) Maçlarını 28.263 kişilik Estadio do Bessa’da oynuyorlar.  Nuno Gomes gibi Portekiz’in son yıllarda ki en büyük golcülerinden birini yetiştirmiştir Boavista.

    (2001-2002 Boavista Kadrosu)

    Geçmişinde başarılar olan kulüp Portekiz de ki en iyi 4.klüp olarak lanse edilir. En mükemmel yıllarını 2002-2003 senesi geçiren Boavista, o sene Portekiz şampiyonluğunu kazanmıştır. Ayrıca 2003 yılında UEFA Kupasında yarı finale kadar yükselmiştir. Çeyrek Finalde Malaga’yı penaltılarla eleyen ekip, Yarı Final de ise Celtic’e elenmiştir. O sene UEFA’yı final de Celtic’i 3-2 ile geçen ise Porto şehrinin diğer ve en önemli temsilcisi Porto’dur.  2004 senesin de Portekiz de büyük bir şike skandalı patlamıştır. “Altın Düdükler” adı verilen skandal da en ağır cezayı Boavista almıştır. O sezon Benfica, Belenenses ve Academica maçlarında hakemlere rüşvet verdiği belirlenen Boavista, Portekiz Futbol Federasyonu tarafından 2. Lig'e düşürülmüştür. Portekiz Ligi’ni 1, Portekiz Kupa’sını 5 ve Portekiz Süper Kupa’sını 3 kez kulüp için ise bu olay sonun başlangıcı olmuştur…

    Şöyle de bir bilgi verelim: O sene 3 maçta hakemi satın aldığı için küme düşürülen Boavista’ya da büyük haksızlık yapılmıştır. Aynı sene 2 tane hakemi satın alan şehrin diğer takımı Porto’ya ise sadece 150.000 $ para cezası verilmiş ve lige de -6 puanla başlanmış. Yani burada demek istediğim zamanında İtalya da yapılan “Takım Kayırma” durumunun aynısının 2004 senesinde de yapıldığıdır.
    Sonun başlangıcı demiştik ya, herşey de buradan sonra oluyor zaten. Takım batıyor, oyunculara paralar ödenemiyor. Oyuncular greve gidiyor ve tam olarak 380 gün sonra bu sefer de 2.Ligden düşüyorlar. Şimdi 3.Ligdeler ve 30 maç sonunda 56 puan topladılar. Averajla birinci sıradalar.
    Umarım Portekiz Ligi’nde şampiyon olan 5 takımdan biri olan bu takım tekrar eski günlerine geri dönebilir…

    9 Ocak 2012 Pazartesi

    FA Cup'ta Dev Karşılaşma!


    Hepiniz bilirsiniz İngiltere de FA Cup'ın ne kadar önemsendiğini. Alt lig takımları için para, diğer takımlar için de prestij demektir. Bu sene FA Cup 4. turda dev bir kapışmaya sahne olacak. İngiltere'nin gelmiş geçmiş en büyük derbisi sayılan maça: Liverpool-Manchester United! 

    Ligin ilk yarısında oynanan maç 1-1lik eşitlikle sonuçlanmıştı ve o maç sonunda Suarez'in Evra'ya ırkçı hakarette bulunduğu gerekçesiyle 8 maç ceza yedi Suarez. Maalesef bu maçta sahada olamayacak. 

    Liverpool ile Manchester United şu ana kadar FA Cup'ta 10 kere karşılaştılar ve 7 maçı Manchester United kazandı. Bunların ikisinde 1977 ve 1996 da United kupayı finalde Liverpool'u yenerek kazandı. 


    Kupanın 4. turundaki diğer eşleşmeler şöyle:
    Brighton / Wrexham-Newcastle
    Sunderland-Middlesbrough
    Dagenham Redbridge / Millwall-Southampton
    Hull City-Crawley
    MK Dons / QPR-Chelsea
    West Brom-Norwich
    Blackpool-Sheffield Wednesday
    Arsenal / Leeds-Aston Villa
    Stevenage-Notts County
    Watford-Tottenham
    Liverpool-Manchester United
    Derby-Stoke
    Everton-Fulham
    Macclesfield Town / Bolton-Swansea
    Sheffield United-Birmingham / Wolves
    Nottingham Forest / Leicester-Swindon


    Hayırlısıyla!

    AÇTIK KİLİDİ!
    Merhaba herkese. Farkındasınızdır bugünlerde blog olayları bayağı artmaya başladı. Bende hazır vaktim varken bir blog açıp kendi düşüncelerimi paylaşmak istedim. Genellikle futbol, basketbol, iddaa, fm ile ilgili yazılar yazmaya çalışıcam. Umarım ileride hep beraber büyür, gelişiriz. İyi vakitler herkese.